Psikolog Büşra Ketancı

Hakkımda

Beni yakından tanıyın
Hakkımda
Hakkımda

Hakkımda

Psikolog Büşra Ketancı

Büşra Ketancı; Okyanus Koleji’ndeki lise eğitiminin ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olmuştur. Ardından, Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programına kabul edilmiştir. Ders dönemini tamamlamasının ardından, Klinik Psikoloji süpervizyon aşamasını; Uzman Klinik Psikolog Sinem Taşyaran Unan süpervizörlüğü eşliğinde tamamlamıştır. İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji lisans eğitimine devam ederken; psikolojinin farklı alt dallarına ait yerlerde çok kıymetli stajlar yapmıştır. Toçev’de stajyer psikolog olarak yer alarak, akademik makaleler tarayarak raporlar hazırlama, çocukların yapabileceği çeşitli etkinlikler düzenleme ve aynı zamanda çocukların yazın kamp yapabilmeleri için araştırma yapma gibi faaliyetlere katılım sağlamıştır. Ardından Doğa Koleji’nde; anaokul, ilkokul ve ortaokul kademesinde ki çocukları gözlemleme fırsatı bularak, çocuk ve ergenlerin yaş ve gelişim düzeylerine uygun bazı testler uygulama fırsatı edinmiş ve rehberlik derslerine katılım sağlamıştır. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Anabilim Dalı’nda ise psikiyatrist ile birlikte seanslara girerek, seans içerisinde yaşanan durumları gözlemlemiş ve bu durumları çok öğretici birer deneyim olarak görmüştür. Aynı zamanda her hafta düzenli olarak poliklinikte gerçekleşen vaka toplantılarına katılarak, birçok farklı vaka ile karşılaşma şansı bulmuştur. Son olarak, Uzman Klinik Psikolog İpek Gökozan ve Uzman Klinik Psikolog İrem Polat’ın ortak kurucuları olduğu Mita Psikoloji de psikolog olarak görev almıştır. Bu süreçte, ebeveynleri bilinçlendirmek amacıyla seminerler vererek, kıymetli ve öğretici bir deneyim kazanmıştır. Son olarak, Harikalar Diyarı Eğitim Kurumları bünyesinde Müdür Yardımcısı, Harika Psikoloji Danışmanlık Merkezinde ise Psikolog görev almıştır.

Şu an, Özel Mediworld Tıp Merkezi kadrosunda yer alarak ergen ve yetişkin danışan kabulüne devam etmektedir.

 

Türk Psikologlar Derneği üyesidir.

 

Çalışma Alanları

 

Ergen ve yetişkin danışanlar ile çalışma alanlarım şunlardır:

Aile Yaşantısındaki Değişiklikler ( Kayıp, ölüm, yas, boşanma, taşınma vb.)

Kardeş Kıskançlığı / Kardeş Çatışması / Kardeş Doğumu

Okula Uyum Süreci

Ebeveyn - Çocuk Arasındaki İletişim Problemleri ( Sınır Koyma, Ödül ve Ceza vb.)

Depresyon

Ders Başarısızlığı

Sınav Kaygısı

Ergenlik Dönemi Ruhsal Sorunları

Kaygı Bozuklukları (Panik Bozukluk, Obsesif Kompülsif Bozukluk, Sosyal Fobi, Performans Kaygısı)

Öfke ile Baş Etme

Stres ile Baş Etme

Aile İçi İletişim Sorunları

Duygusal İlişki Sorunları

İş Yaşamına İlişkin Sorunlar

 

Katıldığım Eğitim ve Atölyeler

 

           Doç. Dr Emel Stroup, Beck Yönelimli Kognitif Terapi Becerileri & Klinik İlk Görüşme Eğitimi.

Doç. Dr Emel Stroup, Beck Yönelimli Kognitif Terapi İlkeleri & Depresyon Eğitimi.

Doç. Dr. Emel Stroup, Beck Yönelimli Kognitif Terapinin Anksiyete Bozuklukları Eğitimi.

Doç. Dr. Emel Stroup, Beck Yönelimli Kognitif Terapinin OKB Tedavisinde Uygulanması.

Doç. Dr. Emel Stroup, OKB'de ERP (Maruz Bırakarak Tepki Önleme)'nin Uygulanması.

Prof. Dr. Gonca Soygüt Pekak, Şema Terapi Eğitimi.

Doç. Dr. İrem Erdem Atak ile 2 yıl süren Rorschach ve TAT Eğitimi. (2019)​

     Dr. Öğrt. Üyesi Esra Güven, WÇZÖ IV (Weschler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği IV) Eğitimi.

Uzm. Klinik Psikolog İpek Gökozan, "Psikoterapide Metafor Kullanımı I ve II" Atölye Çalışması.

Uzm. Klinik Psikolog İpek Gökozan, "Ebeveynlerimizden Bize Kalan Psikolojik Miras: Bilinçdışı İlişki Örüntülerimiz" Atöyle Çalışması.

Uzm. Kln. Psk. İpek Kerestecioğlu, "Obsesif Kompulsif Bozukluğa Farklı Perspektiflerden Bakış" Atölyesi Çalışması.

Uzm. Klinik Psikolog Ferhat Jak İçöz, Varoluşçu Psikoterapilere Giriş I.

Uzm. Psikolog Semih Tezelli / Çocuk Gelişim ve Değerlendirme Testleri.

Uzm. Psikolog Semih Tezelli / Çocuk Resimleri Analizi.

 

 

 

Uyguladığım Testler

 

WÇZÖ IV (Weschler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği IV) 

Çocuk Gelişim ve Değerlendirme Testleri (Bir İnsan Çiz Testi, Bir Aile Çiz Testi, Goodenough Testi, Gesell Gelişim Figürleri Testi, Frankfurter Dikkat Testi, Porteus Labirenti, Cateel 2A Zeka Testi, Burdon Dikkat Testi, Moxo d-CPT Dikkat Testi, Ankara Gelişim Envanteri (AGTE), Metropolitan Okul Olgunluğu Testi, Peabody Kelime Anlama Testi, Beier Cümle Tamamlama Testi, Benton Görsel Bellek Testi, Kinder Angst Korku Testi, Sdöt: Öğrenme ve Bellek Testi, Otizm Tarama Ölçeği) MMPI, SCL-R 90 Belirti Tarama Testi, Kısa Semptom Envanteri.

 

 

 

 

 

https://sosyalmedyareklamajansi.net

 

 

 

PROJELER

En son proje çalışmalarımıza göz atın

ÇALIŞMA ALANLARIM

Çalışma alanlarıma göz atın
DepresyonSeçiniz%
Ders Başarısızlığı Seçiniz%
Sınav KaygısıSeçiniz%
Ergenlik Dönemi Ruhsal SorunlarıSeçiniz%
Öfke ile Baş EtmeSeçiniz%
Stres ile Baş EtmeSeçiniz%
Aile İçi İletişim SorunlarıSeçiniz%
Duygusal İlişki SorunlarıSeçiniz%
İş Yaşamına İlişkin SorunlarSeçiniz%
Panik Atak / Panik BozuklukSeçiniz%
Obsesif Kompulsif BozuklukSeçiniz%
Sosyal FobiSeçiniz%
Performans KaygısıSeçiniz%
Aile Yaşantısındaki Değişiklikler ( Kayıp, ölüm, yas, boşanma, taşınma vb.)Seçiniz%
Kardeş Kıskançlığı / Kardeş Çatışması / Kardeş DoğumuSeçiniz%
Tuvalet Eğitimi ve ProblemleriSeçiniz%
Okula Uyum Sağlama Sürecinde Yaşanan SorunlarSeçiniz%
Ebeveyn - Çocuk Arasındaki İletişim Problemleri ( Sınır koyma, Ödül ve Ceza vb.)Seçiniz%

EĞİTİMLER

Eğitim ögrenim hayatım
2020

Okan Üniversitesi

Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı

İstanbul Bilgi Üniversitesi

Psikoloji

2018
2013

Okyanus Koleji

BLOG

En son bloglarıma göz atın
  • 25 Nisan 2021, 20:59

    Akran Zorbalığı Nedir?    Akran zorbalığı; çocuk ve ergenle aynı yaş grubunda olan kişi veya kişilerin birbirlerine veya tek bir ...

    Akran Zorbalığı Nedir?

       Akran zorbalığı; çocuk ve ergenle aynı yaş grubunda olan kişi veya kişilerin birbirlerine veya tek bir kişiye karşı fiziksel, sözel, cinsel ve sosyal olarak zarar verici davranışlarda ve söylemlerde bulunmasıdır. Çocukların bu durumu anlaması ve anlamlandırması ve yaşadığı zorbalığı aile bireyleri ile paylaşması uzun zaman alabilir.

        Akran zorbalığında yaş grupları açısından aynı olan bir çocuğun veya ergenin diğer bir çocuğa veya ergene karşı uyguladığı orantısız olarak kullandığı bir güç durumu vardır. Zorbalık yapan kişi daha büyük, daha güçlü, daha üst bir hiyerarşiye sahiptir. Ayrıca akran zorbalığında zarar verme niyeti vardır. Bir çocuk veya ergen karşı tarafa karşı fiziksel veya psikolojik olarak zarar vermeyi ister. Her çocuk ve genç zorbalığa maruz kalabilir. Ancak pasif, arkadaşı olmayan, arkadaş grupları içerisinde yer almayan, yalnız, sık sık kaygılanan, fiziksel olarak güçsüz görünen ve zarar görmekten çekinen çocuk ve gençlerde zorbalığın daha sık yaşandığı gözlemlenmektedir. Zorbalığa maruz kalan çocuk ve genç; kendini daha fazla yalnız hissetmeye başlar, utanç ve suçluluk duygusu da bu yalnızlığa eşlik eder. Utanç ve suçluluk hisseden çocuk, arkadaş grubu içerisinde kendini daha fazla geri çeker ve izole olur.

    Çocuğumun Akran Zorbalığına Maruz Kaldığını Nasıl Anlayabilirim?

       Okullarda sık görülen, hem zorbalık yapan hem de zorbalığa maruz kalan çocuk ve gençlere ciddi zararlar veren bir durumdur. Eğer çocuğunuz okula gitmek isteniyorsa, sık sık yalnız kalmak istediğini ile getiriyorsa, ders başarısında aniden bir düşüş yaşanıyorsa, telefonuna veya sosyal medya hesaplarına ulaşabileceği herhangi bir teknolojik alete baktığı zaman mutsuz, kaygılı ve sinirli oluyorsa, arkadaşları hakkındaki sohbetleriniz sırasında arkadaşlarına yönelik aşağılayıcı ve alay edici şeyler söylüyorsa ya da bu durumun tam tersi olarak arkadaşları ile ilgili hiçbir şey söylemiyorsa, onlar hakkında konuşmaktan kaçınıyorsa, sürekli olarak yorgun hissettiğini dile getiriyorsa, uyku düzeninde değişiklikler gözlemleniyorsa çocuğunuzun akran zorbalığına uğramış olma olasılığı yüksek olabilir.

    Akran Zorbalığına Uğrayan Çocuğuma Karşı Nasıl Davranabilirim?

        Çocuğunuz okulda veya çevresinde akran zorbalığına maruz kaldığını ebeveynine anlatmaya başladığı andan itibaren onu can kulağıyla dinleyin. Çocuğunuzun sözünü bölmeden, onu yargılamadan öncelikle durumu anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmak adına sadece dinleyin. Çocuğunuza karşı suçlayıcı söylemlerde bulunmanız, sözel olarak olmasa dahi jest ve mimikleriniz ile onu suçlar tarzında ki tutum ve davranışlarınız, çocuğunuzun size karşı olan güvenini azaltabilir. Çocuğunuz bu durumda anlaşılmadığını, dinlenilmediğini düşünür ve kendini daha çok yalnızlığa iter ve izole eder. Çocuğunuzun bu durum karşısında ne düşündüğünü,  ne hissettiğini, nasıl davrandığını ve o an neye ihtiyacı olduğunu anlamaya çalışın. Çocuğunuzu anladıktan sonra ise, en kısa sürede zorbalığın tekrardan yaşanmasını önlemek adına okul yetkililerini ve öğretmenlerini konu ile ilgili bilgilendirin. Hem ebeveynlerin hem de öğretmenlerin çocukların kendilerini nasıl koruması gerektiğine, kendi düşüncelerini ve haklarını nasıl ifade etmesi gerektiğine ilişkin çocuğa yol gösterici olmaları çok önemlidir. Bu süreçte ebeveynler çocuklarını arka planda gözlemleyerek; okul ve öğretmenlerle iş birliği içerisinde olarak kontrolü sağlamaları oldukça önemlidir.  

                                                      Uzm. Kln. Psk. Büşra Ketancı

  • 11 Nisan 2021, 19:51

    İŞ HAYATINDA TÜKENMİŞLİK SENDROMU    Günümüz toplumunda stresli yaşamın etkisi ile görülme sıklığı giderek ...

    İŞ HAYATINDA TÜKENMİŞLİK SENDROMU

       Günümüz toplumunda stresli yaşamın etkisi ile görülme sıklığı giderek artan tükenmişlik sendromu, kişiler tarafından önemsenmesi ve uzmanlar tarafından muhakkak tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Çalışmanın ne kadar erdemli bir davranış olduğunu gerek atasözlerinden gerekse çevremizdeki insanlardan sıkça duymaktayız. Ancak, yapılan araştırmalara göre, işiniz ne olursa olsun, hangi meslek kolundan olursanız olun, işinizi sevseniz dahi tükenmişlik sendromu ile karşı karşıya kalabileceğinizi göstermektedir.

    Tükenmişlik Sendromu Belirtileri Nelerdir?

      Yaptığınız iş yükü ile ilişki olmayarak kendinizi fiziksel veya zihinsel olarak yorgun hissediyorsanız, işe gitmek için motivasyonunuz her geçen gün daha da azalıyorsa, yaptığınız ve tamamladığınız işler artık size eskisi kadar önemli gelmiyorsa ve hatta yaptığınız şeyler sizi hayal kırıklığına uğratıyorsa, başladığınız işi bitirmekte zorlanıyorsanız, işten soğuduğunuzu hissediyorsanız, çalışırken hata üstüne hata yapmaya başladıysanız tükenmişlik sendromundan bahsetmek mümkündür. Bu belirtilere ek olarak; unutkanlık, dalgınlık, dikkat dağınıklığı, sürekli yorgun ve bitkin hissetme, uyku problemleri, bedenin belirli bölgelerinde kas ağrıları gözlemlenebilmektedir. Ancak bu belirtiler haricinde kişiye özgü semptomların oluşması mümkündür.

    Tükenmişlik Sendromu Nasıl Kendini Belli Eder?

        İşe başlarken herkesin kendine göre bir beklentisi, arzusu ve yapmak istediği şeylere karşı bir enerjisi vardır. Belli bir süreç içerisinde kişi bu beklentisi gerçekleştirmek, arzu ve isteklerini yerine getirmek için var gücü ile çalışır. Bir süre sonra yaptığı işte emeğinin karşılığını alamaması, karşılaştığı bazı güçlükler karşısında hayal kırıklığına uğraması ile birlikte arzu ve isteklerinde azalma başlar. İş hayatında duygusal olarak doyuma ulaşamayan kişi, bulunduğu süreci sorgulamaya başlar. Bu süreçte kişiler birçok farklı tepki gösterebilirler. Kimisi farklı arayışlara yönelerek iş değiştirmeye doğru adım atabilir. Kimisi ise bulunduğu süreç içerisinde kalarak, sistem ile mücadele etmeye ve sistemi ve insanları değiştirmeye çalışır. Değiştirmeye çalışırken istediği döngüye giremediğini fark ettiğinde ise kişi kendini tekrardan tükenmişliğe ve bıkkınlığa iter. Bu durumda kişinin başarısızlık ve umutsuzluk üzerine olan inançlarını tetikler. Tam tersi şekilde, sistem içerisinde kalmaya devam ederken, sistemi değiştirmeye çalışmadan kabul eden, mutsuz ve isteksiz bir şekilde çalışmasını sürdürmeye devam eden kişi ise kendini mücadeleden çeker ve tamamen tükenmiş hissedebilir. Kişi kendini yetersiz görmeye başlayarak, bir şeyleri başarabildiğine dair inancı azalır ve kendini başarısız olarak tanımlar. Bu başarısızlık duygusu ve düşüncesi, kişiyi tekrardan tükenmişliğe iter.

    Tükenmişlik Sendromu Hangi Durumlar ile İlgilidir?

       Tükenmişlik sendromu, kişilik özellikleri ile ilişkilidir. İşe başlarken çok heyecanlı ve istekli olan insanlarda görülme sıklığı daha fazla olduğu belirtilmektedir. Kendi iş tanımının sınırlarını belirleyemeyen, verilen her işin üstesinden en iyi şekilde gelmeye çalışan, iş konusunda gereğinden fazla fedakarlık yapan, istemediği durumlara karşı ‘hayır’ demekte zorlanan, mükemmeliyetçi bir kişiliğe sahip olan insanlarda daha çabuk tükenmişlik hissi meydana gelmektedir. Bir taraftan kendi beklentilerini karşılamaya çalışan diğer taraftan ise başka insanların beklentilerini karşılamayan çalışan kişi, her iki beklentiye de cevap vermekte zorlandığı zamanlarda umutsuzluğa kapılır ve moral bozukluğu yaşar. Bu duruma bağlı olarak kişi kendini suçlama davranışına eğilim gösterebilir. Tüm bu bahsedilen durumlar sonucunda iş yaşamı ile birlikte, kişinin aile ve sosyal yaşamında da eş zamanlı olarak meydana gelen sıkıntılar tükenmişlik sendromunun şiddetini ve sıklığını arttırabilir.

    Tükenmişlik Sendromu Karşısında Neler Yapılabilir?

       Tükenmişlik sendromu, başlangıçta kişinin alacağı küçük önlemler ile kendi kendine iyileşebilen bir durum olarak ortaya çıkabilir. Kendine zaman ayırmak, dinlenmek için kendine küçük molalar vermek önemlidir. Müzik dinlemek, egzersiz yapmak, yürüyüş yapmak gibi sevdiğiniz aktiviteleri gerçekleştirmeye yönelik zaman planlaması yapmak kişiyi rahatlatabilir. Kişinin sevdiği insanlarla vakit geçirmesi iyi gelebilir. En önemli nokta ise, kişinin iş dışında, iş ile ilgili bağlantılardan uzak kalmasıdır. İş konuşmalarından, iş maillerinden ve telefon görüşmelerinden uzaklaşmak tükenmişlik ile aranıza mesafe koyacaktır. Diğer bir önemli nokta ise, uyku düzenidir. Yeterli ve düzenli uyku, gün içerisinde ki verimliliği artırır. İş hayatında ise, bir düzen kurmak, plan yapmak iş yükünüzü ve sorumluluklarınızı gözden geçirmek için iyi bir fırsat olabilir. Eğer tüm bu bahsi geçen bireysel önlemleri yapmakta dahi zorlanıyor iseniz, kendinizi kaygılı, üzgün ve depresif bir ruh hali içerisinde hissediyorsanız profesyonel bir destek almanın zamanı gelmiş olabileceğine dair alarm çalıyor demektir. O halde, uzman bir klinik psikoloğa ya da psikiyatriste başvurmaktan, yardım almaktan çekinmeyiniz lütfen.

     

                                                                                                                                                         Uzman Klinik Psikolog Büşra Ketancı

  • 11 Nisan 2021, 19:47

    Farkındalık ayı olarak bilinen nisan ayı, ‘Otizm Spectrum Bozukluğu’ tanısına dikkat çekmektedir. 2008 yılından itibaren ...

    Farkındalık ayı olarak bilinen nisan ayı, ‘Otizm Spectrum Bozukluğu’ tanısına dikkat çekmektedir. 2008 yılından itibaren Birleşmiş Milletlerin aldığı karar ile birlikte tüm dünyada 2 Nisan ‘Dünya Otizm Günü’ olarak kabul edilmektedir. 2 Nisan itibari ile toplumun otizm konusuna farkındalık kazanmasını ve erken teşhisin önemini vurgulamak amacı ile çeşitli aktiviteler düzenleyerek bilgilendirmeler yapılması hedeflenmektedir. 

    Otizm, bu alanda yapılmış olan pek çok araştırmaya karşın henüz sebebi tam olarak bilinmeyen nörogelişimsel bir bozukluktur. Hafif, orta ve ağır olarak tanımlanan otizmin tanısı klinik değerlendirme sonrası çocuk psikiyatristi tarafından konulur. Genellikle sosyal ve duygusal alanda bazı sorunlar ve sözel becerilerde kısıtlılıklar gözlemlenmektedir. Bulgular yaşa göre değişiklik gösterebilmektedir. Ancak, en sık görülen bazı durumlardan bahsetmek gerekirse, gelişimsel basamağın önemli adımlarından biri olan göz teması kurmak; Otizm Spektrum Bozukluğuna sahip olan çocuklarda göz teması çok azdır ya da hiç göz teması kurmayabilirler. Boşluğa bakarmış gibi dalıp giden bakışları gözlemlenebilir. Gülümsediğinizde size hiçbir şekilde karşılık vermeyebilir, ilgilenmeyebilir, odağını başka yöne çevirebilir. Anne veya babası ya da bir başka tanıdığı olmadığı, yalnız kaldığı ortamlarda kişi veya kişilere karşı korku, endişe duymazlar. Duygusal olarak kısıtlılık hissederler.

    Otizm Spektrum Bozukluğuna sahip olan çocuğunuza ismi ile seslendiğinizde size bakmayabilir ya da hiç tepki vermeyebilir. Otizmli çocuklarda bu gelişim basamağında aksaklıklar meydana gelebilir. Ancak, işitme kaybı ile ilgili bir sorunu olup olmadığına dair soru işareti ise, psikiyatristin ilgili uzmana yönlendirmesi son bulur. Gelişimsel basamaklardan biri olan çocuğunuzun istediği bir şeyi işaret parmağı ile göstermesi, otizmli çocuklarda gelişmeyebilir. Çocuğunuz sizin dikkatinizi çekmek amacı ile, sizin o tarafa bakmanızı sağlayacak şekilde ilgi ve odağınızı çekerek, istediğini size gösterebilir. Sosyal ortamda gördüğü şeyin sizin de görmenizi istemiş olabilir ancak otizmli çocuklarda bu durum gerçekleşmez. İşaret parmağını kullanmak yerine, tüm elini kullanarak anne ve babasına isteklerini belirtebilir.

    Otizm de çok sık duyduğumuz tekrarlayıcı davranışlar ise; çocuğunuzun kendi çevresinde dönmesi, eşyaları döndürmesi (oyuncak araba tekerliğini döndürmek), dönen eşyalara karşı ilgi göstermesi (çamaşır makinesini seyretmesi), kollarını sanki heyecanlanmışçasına kanat çırpar gibi çırpması, parmak ucunda yürümesi ve öne ve arkaya doğru sallanmasıdır. Otizmli çocuklar, bir oyuncağa, bir markaya, bir dergiye, bir bayrağa, bir plakaya farklı konulara aşırı ilgi gösterebilirler. Bu aşırı ilgileri, sosyal ortamlardaki iletişimlerini kısıtlamaktadır.

         Otizmli çocuğa sahip olan ailelerin yapacakları konusunda onlara destek olmak, onları ilgili alanlara/kuruluşlara (Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri) yönlendirme yapmak çok önemlidir.  Çocuk psikiyatristinin klinik değerlendirmesi sonucunda, engelli sağlık kurulu raporunun alınması ile birlikte tanı koyulur. Otizmde erken tanı çok önemlidir. Anne-baba olarak çocuğunuzda gözlemlediğiniz herhangi bir farklılığın sonucunda hiç vakit kaybetmeden bir çocuk psikiyatristine başvurmak en sağlıklı ve güvenilir yöntem olacaktır. Erken tanı ile birlikte erkenden özel eğitime başlanması, çocuğunuzda tam olarak yerleşmemiş olan otizm belirtilerini, gelişimini destekleyerek gelişim düzeyine uygun becerilere kavuşmasını amaçlamak, yaşıtları ile gelişim farklılıklarını en az düzeye indirgemek için önemli bir adımdır.

           Bunlar dışında bizler yetişkin olarak; parkta, sokakta otizmli çocuklara tuhaf bakışlar atmayarak, ailelerine çok detaylı, gereksiz, onları üzebilecek sorular sormayarak hem diğer bireylere hem de çocuklarımıza örnek olabiliriz.

         Unutmayalım ki; Otizme destek için kabul edilen bugün, tek bir gün ve tek bir ay değildir! Her günümüzü bu durumun farkındalığını bilerek yaşamak dileğiyle…

                                                                                                                                                                 Uzman Klinik Psikolog Büşra Ketancı

                                                   

  • 28 Mart 2021, 09:43

    ERGENLİK    Ergenlik süreci anlaşılması zor ve karmaşık bir süreçtir. Genç, bedensel ve zihinsel olarak birçok ...

    ERGENLİK

       Ergenlik süreci anlaşılması zor ve karmaşık bir süreçtir. Genç, bedensel ve zihinsel olarak birçok değişim deneyimlemektedir. Zihinsel ve bedensel değişimlerin açık ve net bir şekilde gözlemlenemediği bazı durumlarda; ergenler, ebeveynleri tarafından anlaşılmakta zorluk çekebilmekte ve çatışma yaşayabilmektedir. Ancak, ebeveyn-ergen ilişkisi; içerisinde çatışmanın barındığı büyümek ve gelişmek için harika bir fırsattır. Ebeveynler, deneyimledikleri kaygı, korku, sevgi ve sahip oldukları her ne var ise ergen çocuklarına yansıtırlar. Ergenler de anne ve babalarından deneyimledikleri tüm duyguları geri yansıtırlar. Bu durumda ebeveynler ve ergenler birbirlerinin yansıması olarak yer almaktadır. Ergen çocukların karşı karşıya kaldığı sıkıntılar, anne ve babalarının kendi ergenlik süreçlerinde yaşadıkları sorunlara ışık tutmaktadır ve bu sıkıntılar eğer çözümlenemediyse, çocuklarının ergenlik sürecine tanık olmaları ile birlikte, ebeveynler çözümlenememiş sıkıntılarından dolayı tetiklenir. Bu yüzdendir ki bazı durumlarda ebeveynlerin ergen çocukları ile bir güç savaşına girmesi…

         Ergen çocuğu olan anne ve babalara bazı öneriler:

    • Eğer ergen bir çocuğunuz var ise; lütfen onu dinleyin! Bu karmaşık süreçte, gencin ebeveynleri tarafından dinlenilmeye ve anlaşılmaya ihtiyacı var. Çocuğunuzun düşüncelerini ve isteklerini ifade etmesine izin vermek, duygularını size yansıtmasına müsaade etmek, iyi bir ebeveyn-ergen ilişkisinin temelini oluşturacaktır.
    • Bir ebeveyn olarak, çocuğunuz hakkında her şeyi bilmek, her şeyi görmek ve her şeyi kontrol etmek istiyor olabilirsiniz; bu durum onun baş edemeyeceğini düşündüğünüz durumlara karşı öncülük ederek kendinizi güvende hissetmenizi sağlıyor olabilir. Ancak, ergen çocuğunuza aşırı müdahalelerde bulunmadan, onun sürecine eşlik etmek ve kontrolü biraz olsun ona vermek, ergen çocuğunuzun kendi sürecinde gelişmesine ve derinleşmesine fırsat sağlayacaktır.
    • Ergenler, bu süreçte kendilerini keşifte olduklarından dolayı, benliklerini ve kimliklerini bulmakla oldukça vakit harcarlar. Bu yüzden, anne-baba olarak onları kendi iç seslerini duymalarına engel olmayın, ergen çocuğunuzu peşi sıra gerçeklere boğmamaya özen gösterin.
    • Yetişkin olan anne ve babaların hata yapması gibi hem bedensel hem fiziksel hem de ruhsal olarak karmaşık bir süreçten geçen ergen çocuğunuzun da hata yapması oldukça kabul edilebilir. Çocuğunuza çok büyük tepkiler vererek onu korkutmaktan ve öğüt vermekten kaçının. “Bu durum seni epey üzmüş sanırım” gibi açık bir cümle kurmak, kendisini annesinin ve babasının gözünde anlaşılır bir birey olarak hissetmesine yardımcı olacaktır.
    • Ergen bir çocuğunuza ev işleri veya başka herhangi bir durumla ilgili görev sorumluluk verdiğinizde ve çocuğunuzun bu görevi yerine getiremediğinde, “Bir işi de beceremezsin zaten.” gibi onu aşağılayıcı bir tutum sergilemekten, beceriksizsin mesajını vermekten kaçının. Çocuğunuza o işi tamamlaması için fırsat tanıyın. Lütfen aceleci olmayın. Eğer ki fırsat tanıdığınızda görevi tamamlayamıyor veya sorunu tek başına çözemiyor ise, o zaman çocuğunuza destek elinizi uzatın ve o duruma özel alternatif çözümler sunmayı deneyin.
    • Ergen çocuğunuzun sadece okul başarısı, ödevleri, dersleri ile değil, sahip olduğu zevkleri, arkadaşlıkları, ilk aşkı, düşünceleri ve duyguları ile de ilgilenin.
    • Ergenlik, bolca arkadaş edinmenin gerçekleştiği bir dönemdir.Ergen çocuğunuzun sürekli arkadaşları ile vakit geçirmek istediğinde, bu isteğini normal karşılamayı deneyin. Sizinle vakit geçirme süresi azaldı diye çocuğunuza kızmayın, küsmeyin. Çocuğunuzun arkadaşları ile birlikte geçirdiği vakit çok değerli. Elbette ki, anne ve babaları olarak; çocuğunuzun arkadaş seçimlerini, çocuğunuza belli etmeden gözlemleyebilirsiniz.
    • Gençler bu dönemde arkadaşları ile vakit geçirmeyi sevdikleri gibi odalarında tek başlarına vakit geçirmeyi de çok severler. Kendisi ile vakit geçirmediğinden yakınan anne ve babalarına anlam veremezler. Bu yüzden, çocuğunuzun odasında vakit geçirmesine, hayal kurmasına, bir şeyler üretmesine izin verin.
    • Ve son olarak, çocuğunuzun ne kadar da gireceği sınavlar, yapması gereken ödevler olsa da mutlaka çocuğunuzu bir spor dalına veya sanata yönlendirin. Unutmayın ki; yeni ilgi alanlarına sahip olmak; gençlerin bedensel ve zihinsel gelişimini olumlu yönde etkiler ve kendi duygularını regüle edebilme becerisine sahip olmalarına olanak sağlar.

                                                                                                               Uzman Klinik Psikolog Büşra Ketancı

                                                                                                    

  • 08 Mart 2021, 23:29

    KADINA YÖNELİK ŞİDDET     Şiddet, insanın bedensel veya ruhsal bütünlüğüne zarar veren her türlü ...

    KADINA YÖNELİK ŞİDDET

        Şiddet, insanın bedensel veya ruhsal bütünlüğüne zarar veren her türlü davranıştır. Kadına yönelik şiddet ise, cinsiyete dayanan, kadını zayıf gören, inciten, onurunu zedeleyen, benliğine fiziksel, cinsel ve psikolojik olarak zarar veren her türlü davranıştır. Elde edilen araştırma sonuçlarına göre, kadının özgürleşme hareketinin başlaması, kadın istihdamının artması ve kadının sosyal durumlarda kendini ifade etme özgürlüğünün yaşanması ile birlikte, geleneksel erkek rollerinin zaman içerisinde değişmeye yüz tutan kadın rollerini kabul edememesiyle birlikte kadına yönelik şiddetin arttığı belirtilmektedir.

      Kadınları kontrol etmeye çalışan ve bu kontrolü sağlayamadığında da kadını öldürmeye kadar varabilen bir şiddet ortaya çıkmaktadır. Kadın işe gitmek istediğinde, ayrılmak istediğinde, kendi kararlarını kendisi vermek istediğinde, kendi zevkine uygun şekilde kıyafet seçimi yaparak giyinmek istediğinde, kadın ve erkek arasında fikir ayrılıkları olduğunda, erkek kadına söz geçiremediğini düşündüğünde ya da kendi isteklerini yaptıramadığında şiddet eylemlerinin arttığı gözlemlenmektedir. Erkeklerin kontrolü kaybetmiş olduğu duygusunu hissetmesi, aşağılık kompleksine sahip olması, ayrılığı kabul etmeme gibi durumlar erkeğin kadın üzerinde üstünlük kurma ve onu kontrol etme çabasından kaynaklanmaktadır. Kontrol etme, baskı hükmetme ve güç gibi süreçlerin erkeklik için gerekli olduğuna dair inançlar ne yazık ki erkeklerin kadınlar üzerindeki baskı ve şiddete meyilli davranışlarını arttırmaktadır.

      Erkek çocuk yetiştirilirken ataerkil düzene göre çocuk yetiştirilmesi ile birlikte, tüm gücün ve otoriterinin erkeğin elinde olması gerektiği, eğer ki bu durumdan taviz verirse ezik olacağı ve yeterince erkek olamayacağı, erkek kimliğinin zedelenebileceğine dair inançlar ve söylemler ile çocuk yetiştirmek yerine erkek çocuklarının da kız çocukları gibi eşitlikçi bir cinsiyet anlayışı ile yetiştirilebileceği, insani ve vicdani değerler benimsetilerek, güç sahibi olmanın doğrudan erkeklik ile ilgili bir kavram olmadığı öğretilerek, düşüncelerini duygularını ve davranışlarını kontrol etmesi gerektiğini,  karşısındaki insana önce saygı sonra sevgi çerçevesinde yaklaşabileceğini ele alarak erkek çocuklar yetiştirmek gerekmektedir. Aksi halde kadına ve çocuğa karşı olan şiddetin önlenmesi oldukça güçtür. Ancak, elbette ki kadına yönelik şiddetin önlenebilmesi ve en aza indirgenebilmesi için bazı öneriler de bulunmak mümkündür. Kadına yönelik şiddet, toplumsal bir yapının sorunu olarak kabul edildiğinden dolayı, tüm toplumlardaki her kesimden insanın konu ile ilgili işbirliği içerisinde olması, kadın erkek eşitliğinin önce yasalar olmak üzere tüm toplumsal normlar ile desteklenmesi, kadının eğitim, ekonomi, sosyal ve siyasal olmak üzere tüm alanlarda katılımlarının desteklenmesi ve güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapılması ve bu alanlarda oluşabilecek ayrımcılıklara karşı tedbirler alınması, Türkiye’de hizmet vermekte olan sığınma evi ve kadın danışma merkezlerinin arttırılması ve niteliklerinin iyileştirilmesine yönelik sosyal, siyasal ve hukuksal alanlarda çalışmaların yapılması, toplumlar arasında cinsiyet rolleri aktarılırken kadının özgürlük alanına müdahale edebilecek geleneksel söylemlerden ve rollerden kaçınılması, okullarda kadınlara yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dair konuların derslerde ele alınması, sağlık alanında yapılabilecek bilgilendirme kampanyaları ile birlikte kadının sahip olduğu haklara dair konuların ele alınması gibi öneri ve tedbirler kadına yönelik şiddeti azaltmaya yardımcı olabileceği öne sürülmektedir. Unutulmaması gereken şudur ki; şiddete yönelik yasalarda veya cezai yaptırımlarda esneklik sağlandığı ve şiddete destek gösterildiği zaman; kişiler şiddeti normal olarak kabul eder ve savunur. Ancak şiddet sadece yasalar ile engellenecek bir davranış değil, topluma ve bireylere yönelik önlemlerin birlikte ele alınmasını gerektiren bir durumdur.

       Kadına şiddete ve aile içi şiddete yönelik yasaların esnetilmediği, cezai yaptırımların arttırıldığı, yaşam ve özgürlüğün tehdit altında olmadığı, toplumsal her alanda ayrımcılığın ve eşitsizliğin olmadığı, kadının erkeğin gölgesinde kalmadığı, kadının dış görünüşüne göre yargılanmadığı yarınlara en kısa zamanda ulaşabilmek ümidiyle…

       Her gün evde, işte, okulda, parkta, trafikte, sokakta mücadele veren tüm emekçi kadınların kadınlar günü kutlu olsun!

     

     

                                                                                                                                                         Uzm. Kln. Psk. Büşra Ketancı

  • 08 Mart 2021, 23:35

    https://youtu.be/oNG7Wh2dQMM      https://www.bayrampasa.tv/author/busraketanci/            

  • 08 Mart 2021, 23:19

    PANDEMİ SONRASI ÇOCUĞUNUZ OKULA DÖNÜŞ KAYGISI MI YAŞIYOR?      Her yıl okulların yeni açılacağı dönemde ...

    PANDEMİ SONRASI ÇOCUĞUNUZ OKULA DÖNÜŞ KAYGISI MI YAŞIYOR?

     

       Her yıl okulların yeni açılacağı dönemde çocuklara ilişkin ortaya çıkabilecek durumlardan bahsedilmektedir. Özellikle okula ilk defa başlayacak olan çocuklarda meydana gelebilecek ayrılık kaygısından bahsedilmektedir. Ancak bu yıl pandemi dolayısıyla çocukların, gençlerin ve anne babalarının ortak olarak hissettiği bir duygu olan kaygı, okulların uzun bir aradan sonra tekrardan açılması ile birlikte çocuklar ve gençler üzerinde etkisi farklı şekillerde gözlemlenebilir. Pandemi dolayısıyla çocuklar uzun bir süredir aile bireyleri ile vakit geçirmeye alıştıklarından dolayı yeniden okula başlıyor olmak ayrılık kaygılarını tetikleyebilir.

       Ebeveynleri olarak çocuklarımıza sürekli olarak, sosyal mesafe kurallarına uymaları gerektiğini, ellerini sık sık yıkamalarını gerektiğini, maske takmaya özen göstermeleri gerektiğini hatırlatarak, anne-baba olarak farkında olmadan çocuklarımıza dış dünyanın ne kadar güvensiz bir yer olduğuna dair ve kendilerini ne kadar koruyabileceklerine dair kaygılarını arttırmaya yönelik söylemlerde bulunabiliriz. Çocuklar, genç ve yetişkin bireyler gibi hissettikleri kaygıyı açıkça ifade etmekte zorlanabilirler. Ancak bu durumda ebeveynler olarak kaygının belirtilerini çocuklar üzerinde gözlemleyebilmek mümkündür. Çocuğunuzda terleme, karın ağrısı, mide bulantısı, hızlı kalp çarpıntısı gibi fiziksel belirtiler gözlemliyorsanız, bu belirtiler çocuğunuzun kaygılı hissettiğine işaret ediyor olabilir. Çocuklar duygularını dile getiremedikleri ve kaygılarını anlamlandıramadıkları için, yaşıtlarına veya anne-babalarına vurma, bağırma, kötü söz söyleme, öfke krizleri geçirme gibi davranışlar gösterebilirler. Ayrıca, okula gitmemek istememe ve anlamlandıramadığınız korkular dile getiriyor olmaları kaygının belirtisi olabilir. Ebeveynler olarak, çocuğunuzun okula gitmek istemediğini, okul ortamından çekindiğini fark ettiğinizde, çocuğunuzun kaygı olup olmadığını, hangi konularda kaygı yaşadığını ve kaygının hangi belirtilerini gösterdiğini anlamaya ve fark etmeye çalışın. Kaygılı durum ve belirtileri anlayabilmenizin yolu çocuğunuzu dikkatli ve ilgili bir şekilde dinlemekten geçmektedir. Çocuğunuzu dinleyerek, onun duygu ve düşüncelerini anlayabilirsiniz. Çocuğunuza böyle bir durumda kaygılanıyor olmanın normal bir duygu olduğunu, herkesin kaygılandığını ancak bununla birlikte baş edebileceğiniz yöntemler oluşturabileceğinizi ifade etmek çocuğunuzun rahatlamasına yardımcı olacaktır. Çocuğunuz ile bu konu hakkında sohbet ederken, kendi kaygınızın olup olmadığını, ne düzeyde kaygı olduğunuzu fark edin. Unutmayın ki; ses tonunuz, jest ve mimikleriniz ve davranışlarınız kaygılı olduğunuzu çocuğunuza yansıtabilir. Bu yüzden anne-baba olarak önce kendi kaygılı ruh halinizi gözden geçirerek sonrasında çocuğumuza yardımcı olmak daha etkili bir yol izlemenize yardımcı olacaktır. Çocuğunuz ile konuşurken daha önce ki yıllarda okulda yapmaktan zevk aldığı faaliyetleri, keyifli anları, arkadaş ilişkilerini, öğretmenleri ile ilişkilerini anımsatmaya yardımcı olacak sorular sormak, çocuğunuzun okul ile ilgili kaygısını azaltmaya yardımcı olabilir. Çocuğunuza okulda alınan güvenlik tedbirlerinden ve korunma yöntemlerinden bahsetmek, okulların açılabildiği gibi özel bir durum olduğu takdirde tekrardan kapanabilme olasılığını ifade etmek, çocuğunuzun okul ile ilgili hayal kırıklığı yaşamasını önleyebilir. Okul dönemi boyunca çocukların kaygılarını, öğretmenleri ile birlikte iş birliği içerisinde olarak takip etmek ve çözüm yolları aramak gerekmektedir. Eğer çocuğunuz veya kendinizin okula başlamak ve okul sürecini olumlu bir şekilde devam ettirebilmek ile ilgili kaygılarınız ile baş etmekte zorlandığınızı düşünüyorsanız, bir profesyonel destek almak adına alanında uzman kişilere başvurulabilirsiniz.

     

     

                                                                                                                                                                                 Uzm. Kln. Psk. Büşra Ketancı

     

  • 05 Şubat 2020, 19:42

    Depresyon Nedir? Gündelik yaşamda hepimiz zaman zaman kendimizi mutsuz, üzgün, çaresiz ve karamsar hissetmişizdir. Yaşadığımız ...

    Depresyon Nedir?

    Gündelik yaşamda hepimiz zaman zaman kendimizi mutsuz, üzgün, çaresiz ve karamsar hissetmişizdir. Yaşadığımız olumsuz olay veya durumlara karşı ruh halimizin de aynı doğrultu da olumsuz bir seyir seyredebilir. Ancak, depresyon bozukluğunun, normal gündelik moral bozukluğundan farkı ise şu şekilde ayırt edilebilir:

    • Kişinin, neredeyse her gün, günün büyük bir bölümünde çökkün, üzüntülü, umutsuz, kendini boşlukta gibi hissetmesi
    • Kişinin, neredeyse her gün, daha önce severek ve isteyerek yaptığı bütün etkinliklere karşı ciddi bir şekilde ilgisinin azalması
    • Kişinin iştahında belirgin değişiklikler; aşırı kilo alma/kilo verme
    • Kişinin uyku düzeninde değişiklikler; aşırı uyuma/ uykusuzluk çekme
    • Kişinin, neredeyse her gün, psikodevinsel kışkırma (ajitasyon) ya da başkaları tarafından gözlenebilecek şekilde yavaşlama hali, dinginlik sağlayamama hali
    • Kişinin, neredeyse her gün, bitkinlik ya da içsel gücünün kalmaması, enerjisinde belirgin bir düşme
    • Kişinin, belirli bir işe odaklanma da ve dikkatini toplama da güçlük çekmesi
    • Yineleyici ölüm düşünceleri / intihar düşünceleri
    • Benlik saygısında düşme / aşırı suçluluk duyguları hissetme

     

    Aynı iki haftalık dönem boyunca, yukarıdaki belirtilerden beşi ya da daha çoğu bulunuyor ise ve işlevsellik düzeyinde (gündelik işlerini aynı rutinde devam ettirememe) belirgin bir değişiklik olmuş ise; depresyon bozuklukları düşünülebilir.

     

     

    Risk Faktörleri Nelerdir?

    • Erken ebeveyn kaybı
    • Madde ve alkol kötü kullanımı
    • Kadın olmak
    • Düşük sosyoekonomik düzey
    • Ayrı yaşama, boşanmış olma
    • İşsizlik
    • Daha önce depresyon belirtilerinin gözlenmiş olması
    • Yakın zamanda önemli yaşam olayları, stres etkenleri
    • Kişilik yapısı
    • Çocukluk döneminde cinsel veya fiziksel kötü davranılma öyküsü
    • Bazı ilaçlar
    • Tıbbi hastalıklar
    • Hormonal değişiklikler

     

     

    Nasıl Tedavi Edilir?

    Depresyon Tedavisi; Bilişsel Davranışçı Terapi ekolü yardımıyla, terapist ve danışan arasında oluşan terapötik ittifak ve işbirliği süreci içerisinde; aktivite planlama ve kendi keşif gibi bazı kongnitif terapi teknikleri kullanılarak tedavi planının oluşturulması amaçlanır. Tedavinin sonlandırılması aşaması için; danışan aynı zorluklarla ve sıkıntılarla tekrar karşılaştığında terapide öğrendiği yeni becerileri kullanıyor olması, danışanın bu becerileri içselleştirerek, otomatik bir biçimde uygulamaya ve hayatının bir parçasına haline getiriyor olması, semptomların azalıyor olması ve klinik anlamda gözlenebilir/ölçülebilir bir biçimde kişinin inanç sistemlerinin, duygu, düşünce ve davranış biçimlerinin değişiyor olması gerekmektedir.

İLETİŞİM

Hizmetlerim hakkında daha detaylı bilgi almak için e-posta, telefon veya iletişim formumuz aracılığı ile rahatlıkla irtibat sağlayabilirsiniz.
WhatsApp